Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Tural Açıklaması

Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Osman Tural, Türkiye'de yaklaşık 900 kort bulunduğunu ve bu sayının çok düşük olduğunu belirterek, tenisin yaygınlaşması için herkesin ücret ödemeden, üye olmadan tenis oynayabileceği kort sayısının artması gerektiğini söyledi.


Tural, İstanbul'un 22-27 Ekim tarihlerinde üst üste 3. ve son kez evsahipliği yapacağı sezon sonu turnuvası TEB BNP Paribas WTA Championships öncesinde AA muhabirinin sorularını cevapladı. Türk halkının tenise yaklaşımından kısa ve uzun vadedeki hedeflerine, birlikte spor yaptığı ünlü isimlerden beğendiği tenisçilere kadar birçok şey paylaşan Tural, yöneltilen sorulara şu yanıtları verdi:

Soru: Göreve geldiğinizde "Tenis zengin sporu değil" demiştiniz. Tenisin, üst düzey sosyo-ekonomik statüdeki kimseler tarafından oynandığı algısında bir değişim yaşandı mı?

Cevap: Bu algının değiştirilmesi bir iki yılda olacak bir şey değil. Bununla ilgili anlayışın değişebilmesi için altyapı uygun hale gelmeli. Uyguladığımız projelerle dediğimiz şeylerin gerçekleşmesi yolunda çaba gösteriyoruz. Bu konuda, çocukları tenisle buluşturmak için sokak tenisi projesini gerçekleştirdik. Vatandaşlar tenis oynayabilmesi amacıyla tüm valilikler ve belediyelere yazı göndererek, "bundan sonra yapılacak her türlü spor kompleksinde mutlaka birer ikişer tenis kortu da koyulmasını" talep ettik.

Türkiye'de tenisin, yalnızca kulüplerde oynanabileceği yönünde bir algı var. Tenisin gelişmiş olduğu ülkelerde ise kulüplerin yanı sıra vatandaşın parklar ve oyun alanlarında tenis oynama imkanı da mevcut. Bu zaman alacak. İlk etapta "Bunu yaptık, şunu yoluna koyduk" diyemiyoruz ama daha önce sadece adı olan il temsilciliklerimiz faal şekilde tenisle ilgilenmeye başladı.

Zaman içinde bu daha da gelişecek.

Tenisi, performans ve amatör olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Ben tenisçi olacak yaşta değilim ama tenisi seviyorum ve tenis oynamak istiyorum. Bir kulüple bağlantım olduğu için bunu yapabildiğim gibi hiçbir bağlantım yokken de çocuğumla gidip tenis oynayabilmem lazım. Ne Ankara ne de İstanbul'da bunu yapabileceğim bir yer yok. Var olan yerlerin tamamı ya kamu kurumları ya da kulüplera ait.

Türkiye'de ne kadar kort olduğuna dair bir envanter çıkardık. Şu an 177 asfalt ve halı karışımı, 202 beton, 263 akrilik kaplama, 157 toprak olmak üzere 799 açık, 16 asfalt, 23 beton, 58 akrilik olmak üzere 99 kapalı kortumuz var. Yani 900 civarı kortumuz var ve bu sayı çok az. Yaygınlaşma için herkesin ücret ödemeden, üye olmadan tenis oynayabileceği kort sayısının artması lazım.

- "İki kişi yapabileceğiniz çok fazla spor branşı yok"

Soru: Tenisin zengin sporu olarak algılanmasının nedeni, ekipmanının pahalı olması mı?

Cevap: Tenis ekipmanının pahalı olduğuyla ilgili algı da tamamen yanlış. Gidip de en iyi ekipmanla oynamaya kalkarsan bu ürünler pahalı. Her şeyde olduğu gibi markalı ürünler pahalı. Tenis oynamak için marka raket, ayakkabı, kıyafet gerekmiyor. Tenis için bir raket, top, ayakkabı, şort ve tişörtünüzün olması yeterli.

Ayrıca tenis oynamak için bir arkadaşınızın olması yetiyor. İki kişi yapabileceğiniz çok fazla spor branşı yok. Basketbol için 10, halı sahada oynasanız bile futbol için 12 veya 14 kişiye ihtiyacınız var. Voleybol için 12 kişiye ihtiyacınız var ama tenis için 2 kişi yeterli.

Tenise karşı insanların sahip olduğu önyargıyı, bizim federasyon olarak ortadan kaldırmamız mümkün değil. Tenisle ilgilenen herkesin bu algının değişmesi için çaba sarf etmesi lazım.

- " 2016'ya kadar ilk 100'e 2 erkek, 4 kadın tenisçi sokmak istiyoruz"

Soru: Kısa ve uzun vadedeki planlarınızdan biraz bahseder misiniz? "Evet, başarılıyız" diyebilmek için ne yapmanız gerekiyor?

Cevap: Performans tenisinin gelişimi için Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın belirlediği ilkeler çerçevesinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bakanlıkla ortak yürüttüğümüz olimpiyatlara destekle ilgili bir proje var. Proje kapsamında olimpiyatlara hazırlanacak ya da olimpiyatlara hazırlanacak tenisçilerin tespiti için kullanılacak 5-6 merkez kurmayı planlıyoruz.

2014'te olimpiyat merkezlerinin faaliyete geçip, bölgesel merkezler kurup, arazideki çocukları tespit edip, il il tarama gerçekleştirip, okullarla da işbirliği içinde çocuklara, bu merkezlerde tenis eğitimi verebilmek istiyoruz. Merkezler için İzmir, Trabzon, İçel, İstanbul ve Ankara'yı düşünüyoruz.

2016'ya kadar ilk 100'de iki erkek, dört tane de kadın, ilk 50'de de bir erkek ve bir kadın sokacak şekilde program çerçevesinde ilerliyoruz. 2020'de ise İlk 100'de 4 erkek, 5 kadın sporcumuzu görmek istiyoruz. Bunu yapabilmek için yeriniz ve antrenörünüzün olması lazım. Ha dediğinizde olacak bir şey değil. Şu an hoca arıyorum ama bulamıyorum mesela. Üst seviyede çok fazla antrenörümüz yok. Var olan hocalar da iki çocuğumuzla çalışıyor.

- Teknik adam konusu

Soru: Türkiye'de spor, futbola eşdeğer görüldüğü için milli takımın başına getirilecek marka bir isim ufak da olsa tenise ilgiyi arttırabilir mi?

Cevap: Milli takımın başına getireceğimiz herhangi bir marka ismin, gelip sporculara dokunup onlara "Sen oldun" demesi mümkün değil. Marka bir hoca ancak sistem kurmak için yardımcı olabilir. Kurduğu sistemin işlemesi için aile, antrenör, kulüp ve tenisçinin bir arada sistemi kabullenmesiyle mümkün. 3-4 yıldır İspanyol teknik direktör Lluis Bruguera ile çalışıyoruz. Kendisiyle devam edip etmeyeceğimize yönelik kararı yakın zamanda vereceğiz.

Basın, tenise, futbol, basketbol, voleybol kadar ilgi göstermese de sizin benimle röportaj yapmanız bile tenisin geliştiğinin bir göstergesi. Gelişimin sürmesi kafalardaki algının değişmesiyle süreklilik kazanır. Basının, sponsorların ilgisinde bir artış var. WTA Championships İstanbul'un, bu artışta çok önemli katkısı oldu.

Bu yıl üç senelik anlaşmamız sona eriyor ve şampiyona Singapur'a taşınıyor. Daha önceki bir demecimde, "Keşke burada korta çıkan bir sporcumuz olsaydı da turnuva başka yerde oynansaydı" demiştim. Turnuvanın Türkiye'ye gelmesi önemli ama asıl amacımız, bu tür turnuvaları Türkiye'ye getirmek değil, bu turnuvalarda oynayacak oyuncu yetiştirmek.

- "Profesyonel tenisçi sayımız çok az"

Soru: Uluslararası düzeyde Türkiye'yi temsil eden tenisçilerin bir türlü aşamadığı bir eşik var sanki. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Cevap: Milli tenisçilerin o eşiği geçmesi kolay değil. O eşik, aile, antrenör, kulüp ve tenisçinin birlikte aşabileceği bir sınır. Bunun için ülkede tenis geleneği olması lazım. O gelenekle o sınır aşılacak. Çağla,en son 151'inciydi, Marsel,ilk 100'e girmişti ama şu an 175'inci sırada.

Çok sporcunuz olacak. 10 sporcumuz olsaydı biri inerken biri yükselecekti. Kadınlar tenisi üzerinden konuşacak olursak, mesela uzun süredir Almanya'nın adını ilk 100, 50'de duyamazken şimdi Angelique Kerber İstanbul'daki WTA sezon sonu turnuvasında mücadele edecek. İtalya'da Francesca Schiavone'nin yerine Sara Errani geldi. Profesyonel tenisçi sayımız çok az. İlk 300 için yarışan tenisçi sayınız bir elin parmakları kadarsa o çocukların, o mücadeleyi gösterip üst sıralara çıkma şansı çok fazla değil.

Mesela İpek iyi gidiyor ama onun yaş grubunda kendisini zorlayacak birkaç sporcumuz daha olsa İpek, çok daha farklı sonuçlar alabilir. Yıldızlar kategorisinden gelen sporcularımız var. Burada yapmamız gereken her yaş grubundan 5-6 iyi tenisçiyi alarak profesyonellik yönünde hem mental hem de fiziksel açıdan iyi antrenörlerle çalıştırmalıyız.

- "ATP Dünya Finalleri'ni Türkiye'ye getirmek şu an gündemizde değil"

Soru: Erkek Tenisçiler Birliği sezon sonu turnuvasının Londra ile olan anlaşması 2015'te sona erecek. WTA'den sonra bu şampiyonayı da Türkiye'ye getirme planınız var mı?

Cevap: Öyle bir girişim yok. Bunlar parayla ilgili işler. Sponsor bulunursa yapılabilir ama bu dediğiniz organizasyonlar, bedavaya Türkiye'ye gelmiyor. Bu anlamda devletin çok önemli katkıları oldu. WTA Championships, bir öncüydü, bundan sonrakilerin tamamıyla özel sektör ve sponsorluklar vasıtasıyla gelmesi gerektiğine inanıyorum.

Şu anki turnuva BNP Paribas'ın sponsorluğunda yapıldı. Türkiye'deki bankalar başta olmak üzere diğer kuruluşların da futbol ve basketbola yaptığı kadar tenise de sponsorluk anlamında katkılarını bekliyoruz. Bizim de iyi bir turnuvayla devam etme çabamız var. Tabi bunun için boşta turnuvanın olması lazım. "Ev sahipliği yapabileceğimiz turnuvalar var mı?" diye sürekli kovalıyoruz. Bu, boş turnuvanın olması ve mali kaynakların olmasıyla ilgili bir durum ama sürekli girişimlerimiz oluyor.

- "Böyle özerklik olmaz"

Soru: Turnuvanın düzenlenmesinde bu yıl özel sektörün fazla bir katkısı olmadı. Devletin desteği olmadan bu iş olmuyor galiba.

Cevap: Tenis, iyi bir sponsorluk işi. Sponsorların geri dönüşünü alabileceği bir mecra. Devletle olması yanlış zaten. Baştan beri söylüyorum. Biz aslında bağımsız bir federasyonuz ama tüm kaynaklarımızı devletten alıyoruz. Devlet kaynağını bana veriyor, ben de bu parayı harcıyorum. Böyle özerklik olmaz. Özerkliğin bu olmaması lazım. Devlet yetkilileri bu parayı zaten harcayabilir. O zaman onlar harcardı. Özerklik için kendi ayaklarının üzerinde durabilen bir yapıya kavuşmak gerekir.

Bu da ancak kulüp yapısının genişlemesi, kulüplerin federasyonu desteklemesiyle mümkün. Şu an kulüplerimiz de kendi ayakları üzerinde duracak yapıda değil. Dernek statüsündeki kulüplerle bu iş yürümüyor. Futbolda da aynı şekilde 3-5 kulübün dışındakilerin, mali anlamdaki sıkıntıları mağlum. Basketbol ve voleybol da aynı dertten muzdarip.

Spor ekonomisinin oluşmasının yolu, sağlam temellere dayalı kulüp sisteminin oturmasıyla mümkün. Türkiye'de futbol ve basketbol dışında özerk federasyon olması mümkün değil. Özerklik böyle bir şey değil, olmamalı.

- "Kürşad Tüzmen ile motora bineriz"

Soru: Tenis haricinde motosiklete merakınız da biliniyor. Sizin gibi motosiklete merakı olan eski Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen veya kamuoyuna mal olmuş başka isimlerle tenis oynuyor musunuz?

Cevap: Sporun her branşını seviyorum. Şu an tenisle meşgulüm çünkü benim yaşımdaki birinin yapabileceği en güzel sporlardan biri. Saygıdeğer bakanımız Kürşad Bey ile sürekli görüşüyoruz. Kendisi son olarak Harley Davidson bir motosiklet aldı galiba. Kürşad Bey aynı zamanda pilottur, uçak da kullanır. Sayın bakanımız, ağabeyimizle beraber motora bineriz. Enbe Orkestrası'nın şefi Behzat Gerçeker ile tenis oynuyoruz. Hülya Avşar ile oynadık bildiğiniz gibi. Bizim, sürekli tenis oynadığımız bir ekibimiz var. Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile de düzenli olarak tenis oynarız.

- "Aynı gün hem Brezilya hem de McEnroe yenildiğinde çok üzülmüştüm"

Soru: Günümüz ve kendi jenerasyonunuzdan hangi tenisçileri beğeniyorsunuz?

Cevap: Erkeklerde Rafael Nadal'ı çok beğeniyorum. Nadal bana göre bir sanatçı. Jenerasyonumdan Pete Sampras'ı çok beğenirdim. Joe McEnroe ve Ivan Lendl vardı. Keza Jimmy Connors. Bu isimleri sayınca aklıma bir anım geldi:

Ben İmam Hatip mezunuyum. Ramazan ayında Amasya'da bir imamlık sınavına gitmiştim. 1982 yılının temmuz ayıydı yanılmıyorsam. 1982 Dünya Kupası oynanıyordu, ben de Brezilya'yı tutuyordum. İtalya'nın, Paolo Rossi'nin "hat trick"iyle Brezilya'yı 3-2 yendiği maçta, desteklediğim takım yenildi. Aynı gün, Jimmy Connors ile John McEnroe, Wimbledon finalinde karşılaştı. Orada da tuttuğum McEnroe yenilmişti. O gün çok üzülmüştüm.

Bayanlarda, Steffi Graf bir idoldür. Alman disiplininin bir örneğidir. Fazla agresif olmayan, sabırlı oynayan, göze çok hoş gelen bir tarzı olmasa da kazanmasını bilen bir tenisçiydi. Alman ekolünden yeni isimlerde geliyor. İyi bir jenerasyon yakalamak önemli. Bizim de alttan gelen çocuklarımız var. O çocukları doğru yönledirir ve iyi hocalarla çalışabilirsek 2016 hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyorum.

Kaynak: AA