Aziz Yıldırım'ın avukatı Faik Işık'tan sert açıklama

Tutuklanan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın avukatı Faik Işık şike soruşturmasına yönelik çarpıcı açıklamarda bulundu. Faik, "Keseci sizin derinizi de yüzüyorsa, bu temizlenme değildir. Bir toplum böyle temizlenmez" dedi.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım tutuklandı (Son Detaylar)

Büyük temizlenme harekâtının bir kolu da futbola ulaştı. Türkiye’nin tarihinde görülmemiş bir operasyon yapıldı ve Fenerbahçe Başkanı şike yapmak ve silahlı örgüt kurmak iddiasıyla tutuklandı. Bu şike operasyonu daha sonra dalgalar halinde devam etti ve daha da devam edeceği söyleniyor. Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel de tüm bu konuları Aziz Yıldırım’ın Avukatı Faik Işık’la konuştu.

Şiir davası da dâhil olmak üzere Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da uzun yıllar avukatlığını yapmış olan Faik Işık, Aziz Yıldırım’ın günlerce süren gerek savcılıktaki sorgusunda gerek mahkemede hâkime verdiği ifadede hep yanındaydı. Mahkeme Aziz Yıldırım’ı neden tutukladı? Yıldırım hangi suçlardan sanık? Soruşturma dosyasında yer alan Fenerbahçeli yöneticilerin telefon konuşmaları Aziz Yıldırım’a dinletildi mi? Eskişehirspor kulübünün teknik adamlarıyla ilişki kuran Ali Kıratlı ile Yıldırım’ın ne tür ilişkileri var? Neden Ali Kıratlı ve bazı Fener yöneticileri sürekli olarak maç yapacakları kulüplerin futbolcuları ve yöneticileriyle görüşüyor? İbrahim Akın’ın Fenerbahçe kulübünden şike karşılığı yüz bin dolar aldığını itiraf ettiği söyleniyor. Böyle resmî bir itiraf var mı? Aziz Yıldırım yakın çevresinde Sedat Peker’in adamları bulunuyor mu? Yıldırım’ın sağlık durumu nasıl? Hapishanede neler yapıyor? Suçlu bulunursa ne tür cezalar alacak?

Ne zamandan beri Aziz Yıldırım’ın avukatısınız?
Aziz Yıldırım, güya askerî ihalelerle ilgili sırları açığa vurmak gibisinden bir davada sanık...

Aziz Yıldırım, yıllardır askerî ihaleler alan bir müteahhit değil midir?
Tabii öyledir. Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın internet sitesinde yayınlanan bir ihaledeki bir sistemin bilgilerini sızdırmakla suçlanıyor. Ben bu davanın avukatı oldum. O davadan on gün sonra da bu şike operasyonu başladı işte. Aziz Bey’e, “Sizin çok sayıda avukatınız var” dedim. Ama o, “Bu dosyalara senin girmeni istiyorum” diye bana iki gün boyunca ısrar etti. Ben de bu kadar zor bir anında onun talebini reddedemedim, “Başının çaresine bak” diyemedim. Şike dosyasıyla ilgili biz şimdi üç avukatız. Prof. Köksal Bayraktar ve bir avukat arkadaş daha var.

Aziz Yıldırım tam olarak hangi suçtan ya da suçlardan sanık şu anda?
Şike yapmak maksadıyla silahlı örgüt kurmaktan yargılanıyor ve bu örgütün başı olarak gösteriliyor. Operasyonun kapsamı bu yani. Yoksa ortada örgüt diye bir şey yok. Biz bunu hâkime de hatırlattık. “Bulunduğu söylenen sekiz ruhsatsız silahla Aziz Yıldırım arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz? O silahlar, Yıldırım’ın evinden ya da Fenerbahçe kulübünden mi çıkmış” diye sorduk.

Peki, bu şike operasyonunun içinde silahlı mafyacılar da yok mu?
Bakın... Savcılık bu operasyonda herkesi şikeden sorguluyor. Örgüt diye bir şey yok... Bu operasyon, 2010’un aralık ayında Olgun Peker isimli bir şahsın incelemeye alınmasıyla başlıyor.

Bir süredir hapiste bulunan Sedat Peker’in manevi oğlundan söz ediyorsunuz...
Savcılık, Olgun Peker’in Giresunspor’la olan ilişkilerini incelemeye alıyor. Bu ilişkileri incelerken, oradaki örgütsel yapıyı da izlemeye alıyor. Ve, o örgüte ilişkin bir operasyon yapmadan önce bekliyor, “başka nerelere ulaşırız” diye bakıyor. Olgun Peker’in gurubundan iki kişinin Fenerbahçe’nin kongre üyesi olduğunu ve Fenerbahçeli birkaç kişiyle diyaloglar içinde olduğunu görüyor. Yani savcılık Olgun Peker’in ilişkilerinden yola çıkarak Fenerbahçe’yi de bu izleme ağının içine alıyor...

Siz belgeleri gördünüz mü?

Eskiden Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) vardı. Güya DGM’ler kalktı ve daha demokratik bir hale geldik. Oysa bir tek şey değişti. O da polis, savcı ve hâkim daha kibar oldular. Siz bana, “Aziz Yıldırım neden yargılanıyor” diye soruyorsunuz. Biz, size gazetelerden okuduklarımız kadarıyla cevap verebiliriz. Çünkü dosya, sanığa ve savunmanına gizli tutuluyor. Gazetelerde bir sürü haber çıktı ve şu anda Aziz Yıldırım ve sorguya gidip gelen şahısların hepsi kamuoyunun gözünde suçlu durumuna düşürüldü. Kamuoyunda, tutuklanmalarını gerektirecek bir infial meydana getirildi.

Peki, soruşturma dosyasında yer alan Fenerbahçeli yöneticilerin telefon konuşmalarını siz okumadınız mı?
Aziz Yıldırım’ın savcılık sorgusu 8-10 saat sürdü. Köksal Bayraktar Hoca, ben ve bir meslektaşımız savcının sorgusu boyunca Aziz Bey’in yanındaydık. Savcı, her şüpheliye, bu telefon kayıtlarının kendisiyle ilgili kısmını okuyor. Tape’lerin Aziz Bey’le ilgili bölümlerini savcı bize okudu.

Bizim gazetelerde okuduğumuz telefon konuşması kayıtlarını savcı Aziz Yıldırım’ın kendisine de okudu mu?
Evet okudu... Biz tutuklanmaya sevk edildiğinde de Aziz Bey’in yanındaydık. Benim size söylemek istediğim şey şu... Aziz Yıldırım hangi konsept içinde hapiste tutuluyor derseniz, savunma makamının o konseptin tamamını görmesi mümkün değil. Çok sanıklı bir olay bu. Bizim, Aziz Yıldırım’a sorulanların dışında bir bilgi sahibi olmamız yasak. Bakın... Bir insanın günlerce süren telefon konuşmalarından belirli bölümleri seçip alt alta yazdığınızda suç uydurabilirsiniz. Ünlü hukukçu Profesör Çetin Özek, bu yöntemle “Kanun kitaplarından bile suç uydurabilirsiniz” derdi.

Siz bu telefon konuşmalarından nasıl bir sonuç çıkartıyorsunuz?
Ben, on beş gün öncesine kadar Tayyip Erdoğan’ın avukatlığını yapıyor olmaktan dolayı dokuz senedir yargılanan bir avukattım. İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki dilekçemden dolayı yargılandım ben. Dosyam on beş gün önce kapandı.

Konuştuklarımızla ne bağlantısı var bunun?
İnsan Hakları Mahkemesi’ne yazdığınız dilekçede bile suç bulabilen bir yargıyla karşı karşıyasınız.

Türkiye’de futbolda şike yok mu diyorsunuz?
Bu soruyu böyle sorarsanız haksızlık edersiniz. Ben de size Türkiye’de şike yeni bir olay mıdır diye sorayım.

Yeni değil mi?

Yeni değil tabii ki. Bakın... Şike suçları geriye doğru 20 sene gider. Galatasaray’ın başkanı Ünal Aysan çıkmış, “105 senelik tarihimize leke bulaştırmayanlar” diye konuşma yapıyor. Galatasaray’ın Ankaragücü’nü 8-0 yendiği maçı inceleseler, 105 seneyi araştırmaya gerek yok ki. Ben Beşiktaşlıyım. Beşiktaş, yüzüncü yılında şampiyon olacak dendi ve oldu bu.

Ne demek istiyorsunuz?
Şunu demek istiyorum. Çocukken sandalye kapmaca diye bir oyun oynardık. Ortaya sandalyeler konurdu. Oyun oynayanların sayısı sandalyelerden fazla olurdu. Hep bir ağızdan söylediğiniz tekerleme bittiğinde herkes kendine bir sandalye kapardı. Ayakta kalan yanardı. Sandalyeye oturan oyunu kazanırdı. Şimdi savcı öyle bir soruşturma yapıyor ki. Ligler oynanıyor ve kendisi bir düdük çalıyor. Düt!!! “Tamam, Fenerbahçe, Trabzon, Beşiktaş ayakta kaldı” diyor.

Bu şike sisteminin içinde herkes var mı diyorsunuz?
Savcının kendisi bile var. Sebebini söyleyeceğim. Bakın niye var... Şöyle var. Siz savcısınız, hâkimsiniz. Fenerbahçe kongre üyesisiniz. Siz bir takımın nasıl kongre üyesi oluyorsunuz? Şimdi hâkim ve savcılar... O kısmını düzelterek söylüyorum.

Ne söylüyorsunuz?
Hâkim ve savcılar, Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın nasıl kongre üyesi olurlar? Bu kulüplerin kongre üyesi olabilmek için resmen bin lira, üç bin, beş bin lira paralar veriliyor. Bu paraları hakikaten vermişler de mi üye olmuşlar, yoksa bulundukları mevkiler dolayısıyla mı üye olmuşlar? Her maça, 50 ya da 100 bilet isteyen hâkim ve savcılar, bu sistemin dışında mıdırlar?

Bu davanın savcısından mı söz ediyorsunuz siz?
Bu maçlara giden bütün hâkim ve savcıların fotoğraflarını tesbit eder getirebilirim ben size.

Bu davanın savcısı da onların arasında mı?
“Yok mu?”yu o cevaplasın. Bu savcı, Fenerbahçe kulübüyle birlikte oturup futbol maçı oynayan bir savcı... Onların da fotoğrafı var. Şimdi Türkiye bas bas bağırıyor. Diyorsunuz ki burada şike var!

Anladığım kadarıyla siz, şike sisteminin çok yaygın olduğunu ve bu şikenin içinde herkesin olduğunu söylüyorsunuz. Demek ki şike soruşturmasına bir yerden başlanmalıydı ve Fener’den başlandı ve Beşiktaş’a yayıldı iş. Öyle değil mi?
Hiç de öyle söylemiyorum. Türkiye’de her şeyi çok fazla abartma geleneği bulunuyor. Herkes, başkalarının suçlarını büyüterek kendi temizliğini ortaya koyma ihtiyacında. Toplum temizleniyor diye bir hikâye var.

Temizlenmiyor mu peki?
Toplum kendini kandırmasın. Hamama gidiyorsunuz. Kesecilere benim kirlerimi çıkar diyorsunuz. Keseci sizin derinizi de yüzüyorsa, bu temizlenme değildir. Toplumda işadamlarının, futbolcuların gazetecilerin, politikacıların, avukatların derisini yüzüyorsanız bunun adı temizlenme değildir. Bir toplum böyle temizlenmez. Bir kere herkes otursun, Sezen Aksu’nun “Hiçbirimiz masum değiliz” şarkısını bir daha okusun. “Futbolda bu olmuş” diyen adam acaba kendi meslek hayatında, aile hayatında, özel yaşamında ne yapıyor?
Yargıya konu olan ahlak, insanın yaptığı işle, meslek hayatıyla ilgilidir. Özel hayatıyla ilgili değildir.
Bir yerden başlanmalı eyvallah...

Siz, “Aziz Yıldırım’dan başlanmamalı” diyorsunuz. Nereden başlanmalı?
Asla öyle demiyorum. Aziz Yıldırım da öyle söylemiyor. Aziz Yıldırım, “Ben bu soruşturmayı kapatmak niyetinde değilim. Bu soruşturmayı derinleştirelim” diyor. Bu soruşturmayı en azından 5-10 sene geriye doğru derinleştirelim. 2011’den geriye doğru bir on sene gidelim. Söyledim size... Şike suçlarının zamanaşımı yirmi sene. Şike suçlarını geriye doğru yirmi sene derinleştirelim.

Bunları, Aziz Yıldırım size mi söyledi?

Hafta ortasında cezaevindeydim, kendisiyle konuştuk. Savcıya da, hâkimin kendisine de söyledik bunları. Ben Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na dilekçe verdim. Diyoruz ki; “Biz bu dosyayı kapatmak, daraltmak niyetinde değiliz. Aksine açmak, yaymak niyetindeyiz. Her şeyi ortaya koymak niyetindeyiz.” Temizlik böyle olur. Düdüğü çaldığım anda ayakta kalan oyunu kaybetmiştir demek, olmaz.
Şike yapmakla sadece Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe suçlanmıyor. Beşiktaş da şikeyle suçlanıyor. Zaten yayılıyor iş. Yayılmıyor mu?
Bence yanlış düşünüyorsunuz. Spor dediğiniz şeyin bir jargonu, yöntemi var. Bazen futbol adamları kendi aralarında öyle abuk sabuk konuşmalar, muhabbetler yapıyorlar ki, bu konuşmaları başka türlü anlamanız çok mümkün. Yıldırım’la ben 10- 15 sene önce Alpay, Oktay ve Sergen’in Jetpaspor davasında karşı karşıya geldim. Maliye haciz koymuştu, Fenerbahçe de bunları ucuza almak istiyordu. O zaman kavga ettik. O sporcular kamptan kaçtı. Alpay İngiltere’ye, Oktay Belçika’ya gitti. Aramızdaki konuşmaları söylüyorum. Vururum, döverim, asarım, keserim diye konuşuyordu. Telefon konuşmaları dediğiniz şeyler de böyle şeyler işte.

Ben size daha net şeyler söyleyeyim. Fenerbahçe-Eskişehir spor maçı öncesindeki konuşmalara gelelim. Eskişehirspor kulübünün teknik adamlarıyla ilişki kuran Ali Kıratlı ile Yıldırım’ın ne tür ilişkileri var?
Bir alanda önemli olduğunuzda etrafınızda sizinle övünenler ortaya çıkar... Sizinle ilgili bir sürü hikâye uydururlar.

Fenerbahçe nerede maç yaparsa, Ali Kıratlı önceden oraya gidiyor. Karşı takımın yöneticileriyle ve futbolcularıyla konuşmalar, pazarlıklar yapıyor. Bu konuşmalar Fenerbahçe yönetici Ekşioğlu’na ve bazıları da Ekşioğlu tarafından Yıldırım’a aktarılıyor. Bu telefon konuşmalarını siz de biliyorsunuz. Kıratlı bu ilişkileri Yıldırım’dan habersiz kurabilir mi?

Kurabilir. Habersiz konuşan menajerler de vardır.

Karşı takımın futbolcularına paralar verildiği söyleniyor... Mesela telefon kayıtlarına göre, Ali Kıratlı maçtan önce Eskişehir’in ünlü oyuncusu Ümit Karan’la evinde buluşmak üzere konuşuyor.
Siz aynı Eskişehir’in Trabzon’la maçına bakın... Fenerbahçe’nin şike yaptığı ileri sürülen takımların Trabzon’la maçlarına bakın... Bazı insanlar bunları konuşabilir, bunlar yönetimden dahi olabilir.

Neden Ali Kıratlı ve bazı Fener yöneticileri sürekli olarak maç yapacakları kulüplerin futbolcuları ve yöneticileriyle görüşüyorlar?
Ben de o sorunun cevabını veriyorum. Ali Kıratlı denilen şahsın, Aziz Yıldırım’la bir tek kez konuşması yok.

Kayıtlara göre, yönetim kurulu üyesi Ekşioğlu kanalıyla ilişkisi var... Ekşioğlu, bazı bilgileri Yıldırım’a iletiyor. Öyle değil mi?

Fenerbahçe’nin mahkemede yargılanmasına gerek yok. Yargılama, poliste, savcıda ve sizde çoktan bitmiş.

İbrahim Akın’ın Fenerbahçe kulübünden şike karşılığı yüz bin dolar aldığını itiraf ettiği söyleniyor. Böyle resmî bir itiraf var mı?
İbrahim Akın’ın bir savcıda verdiği ifade var. Bir de mahkemede verdiği ifade var. Savcıda ve mahkemede verdiği ifade aynı değil. Savcıyla konuşurken oluyor itiraf. Neden savcıyla konuşurken oluyor? Çünkü savcı delil arıyor. O zaman şu sorulmalı. Delil ararken şike var mı? Şike sadece topta var diyemezsiniz. Top dediğiniz şey bir spordur.
Aman yapmayın. Dünyada futbol milyarlarca dolara hükmeden bir piyasa... Türlü şikelerle, usulsüzlüklerle milyarlarca dolarlık suçlara konu oluyor. Futbol, küçücük masum bir top değil.

Yargı çok masum. Yargı şike yapabilir. Polis şike yapabilir. Basın şike yapabilir. Ama futboldaki şike çok daha önemli, öyle mi?

Basının, yargının, polisin şikesinin, kirlerinin ve suçlarının da üzerine gidilmeli. Basın da çok kirli, o da temizlenmeli. Ama futbol da temizlenmeli. Onun şikesinin de üzerine gidilmeli. Niye itiraz ediyorsunuz?
Bir sürü fotoğraflar var. Yarın langadanak, bu mahkeme üyelerinin Fenerbahçe yönetimiyle yaptığı maçların fotoğrafları çıksa... Bu üyelerin, bu mahkemelerin bedavadan her maçta aldıkları 50-100 biletin hesapları yarın çıksa...

Bunları bilerek mi söylüyorsunuz?
Hiç boş konuşmuyorum... Langadanak lafını boş konuşmuyorum. Her hafta bedava 50-100 bileti boş konuşmuyorum... Siz isteyin Neşe Hanım. Her hafta 50-100 bilet size gelir mi? Fenerbahçe stadında yönetiminin sağ tarafında oturan hâkim ve savcıların fotoğrafını çekin Allah aşkına.

Ne anlatmak istiyorsunuz?
Şike nerede var diye soruyorum ben... Hiçbirimiz masum değiliz. “Günah keçilerini bulduk. Toplumun bütün günahları bunlarda” demeye başlarsanız, önce dönüp bir kendinize bakacaksınız.

Yıldırım’ın Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz’la nasıl bir ilişkisi var?
Ben Fenerbahçe camiasını bilmiyorum, bu isimlerle daha yeni tanışıyorum. Otyakmaz’la nasıl bir ilişkisi olduğuyla ilgili henüz bir bilgim yok benim. Ama şunu biliyorum. O maçı televizyonda bir Beşiktaşlı olarak seyrettim. Son iki dakikada Fenerlilerin suratlarındaki korkuyu gördüm... Ölüp ölüp dirildiler. Bir şike maçında nasıl olur da karşı taraf ölür ölür dirilir?

Siz sürekli olarak şike olmadığını söylüyorsunuz.
Hayır, hayır öyle demiyorum... Ben şike var, ya da yok demiyorum. Savcı, “19 maçta şike bulduk, delilleri gösterince kimse ağzını açamayacak” diyor. Savcı bunu dedikten sonra, “O zaman yargılamaya gerek yok” diyorum ben.

Otyakmaz’ı bilmiyorum dediniz. Kaleci Rüştü’yü Fener’in tesislerinde dövenlerden biri de oydu ve Aziz Yıldırım bu dövme olayına hiç sesini çıkarmamıştı.
Bu kadar hassas olan savcılarımız, polisimiz, hâkimimiz niye o gün Mecnun’u götürüp de işlemini yapmadı? Demek ki şike var. O tarihte şikeyi görmeyen hâkim, savcı, “Ben şimdi düdük çaldım, şikeyi şimdi görüyorum” derse, ben de “Pardon abi” derim. Pardon ya!
Aziz Yıldırım’ın başkan olarak Rüştü’nün dövülmesi olayını görmemesini nasıl açıklıyorsunuz?
Bir futbolcu böyle bir olaya maruz kaldığında başkan olarak yapacağı şey şudur. Gidecek, şikâyetini yapacak. Şimdi şikeyi araştıran temiz arkadaşlar! Ben bu memlekette polislerin Alaaddin Çakıcı’ya “Abi” dediklerini biliyorum. Hizbullah denilen yapının PKK’ya karşı nasıl kurulduğu bu ülkede sorgulanmayacak ve bütün bu şikelerin içinde olanlar şimdi çıkacak ve “Futbolda şike var” diyecek. Futbol kolay, değil mi?

Hizbullah’ı devletteki derin yapılanmaları anlatmak için örnek veriyorsunuz ama... Devletin içindeki derin yapılanmaların, suç dünyasının, Ergenekon tipi örgütlerin en önemli finansman kaynaklarından biri de futbol. Futbolu nasıl küçümseyebiliyorsunuz?
Hiç küçümsemiyorum. Siz iş dünyasının kendi içinde ne kadar şike var hiç araştırdınız mı?


Diğer alanlarda da şike var, futboldaki şike o zaman araştırılmasın mı diyorsunuz siz?

Hayır. Doğru düzgün araştırılsın. Şike suçları 20 senelik zamanaşımına tabidir. Siz 2010’un aralık ayında Olgun Peker’i takip edip bulmuşsunuz. Ama onu yakalayıp örgüt suçundan adliyeye götürmemişsiniz. Beklemişsiniz. Bir suça vakıf olan devlet memuru onu ânında yetkili makamlara götürmek zorundadır.